Buradasınız :  Roportajlar/ Tarikat Hakkında Bilinmeyenler
Kategori:
Röportajlar
7526 kez Okunmuş

Söz Taşınınca...


Dilimiz bizim için büyük bir nimettir. Her uzuv gibi onun da bir takım hikmetleri bulunmaktadır. Cenab-ı Hakk’ın eşsiz lütuflarından olan bu uzuv, kendisiyle yaratıcısına isyan edelim diye bize verilmedi elbette. Bilakis, kalbimizin imanını ikrar edelim, şükredelim, zikredelim, insanlarla iletişim kuralım ve bir hata yaptığımızda tövbe edelim diye verildi.
 
Fakat maalesef âdemoğlu bu azayı öteden beri kötüye kullandı. Onunla, Allah Teâla’nın gazabını celbedecek, toplumun huzur ve barışını zedeleyecek, kardeşliğe ve dostluğa zarar verecek işler ortaya koydu.
 
Halk arasında söz taşımak olarak da ifade edilen “koğuculuk” dille yapılan zararlı fiillerin başında gelir.
 
Bugün insanlık, önceki zamanlara nazaran daha yoğun ve organize bir şekilde söz taşıma faaliyetlerine ortak olmaktadır. Üzülerek söylemek gerekir ki, Müslümanlar için de aynı durum söz konusu. Beraberce gülen, oturan, konuşan nice müminler, rahatlıkla birbirlerinin arkasından konuşabilmekte ve bunları gıyabında konuşulan kimselere ulaştırabilmekteler.
 
Oysa bu durum Müslümanlar açısından tam bir felakettir. “Benden duymuş olma” diye başlayan söz taşıma faaliyetleri Allah’ın rızasına uygun bir davranış olmamakla beraber, müminler arasında, ailelerde, akrabalık bağlarında ciddi problemlere yol açmaktadır.
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Söz gezdirenler cennete giremez.” (Buhari) buyurarak koğuculuk yapılmaması hususunda müminleri uyarmıştır. Rasulullah’ın  (s.a.v.) hadisi şeriflerinde çok rastlanmayan bu denli kuvvetli bir ihtar, söz taşıma faaliyetinin tehlikesini açık olarak ortaya koymaktadır. Böyle bir ihtar karşısında, söz taşıyan mümine ancak, tevbe-istiğfar ederek bu cürmü terk etmek düşer. Eğer müminler tevbe ederek koğuculuk günahından temizlenmezlerse bu günah azapla temizlenecektir.
 
Nitekim Allah Resûlü (s.a.v.) bir grup sahabeyle yürürken iki kabrin başında durur ve şöyle buyurur: “Şu anda bu kabirdekiler azap olunuyor. Onların bu azabı, işledikleri büyük günahlar sebebiyle değildir. Biri idrar sıçramasından kendini korumazdı. Diğeri de insanlar arasında söz taşırdı.”
 
Alimlerimiz, hadiste geçen “büyük günahlar sebebiyle değildir” ifadesini şöyle izah etmiştir: “Siz bu işleri büyük günahtan saymazsınız. Oysa Allah katında söz taşımak ve ibadetlere mani olan ağır necasete dikkat etmemek büyük günahlardandır.”
 
Gerçekten bugün dahi insanlar söz taşımayı, kötülük ve günah olarak görmezler. Haliyle söz taşıyan kimseye de günahkâr gözüyle bakılmaz. O nedenle harama düşmemeye itina gösteren, din gayreti içinde olan kimselerin dahi rahatlıkla söz taşıyabildiğine şahit oluruz.
 
Yahya b. Eksem (rah.) söz taşımanın kötülüğü hakkında şöyle der: “Söz taşıyanlar sihirbazlardan daha şerlidir. Bir söz taşıyan kişi, sihirbazın bir ayda veremeyeceği zararı, bir saatte verir.”
 
Büyükler koğuculuk hususunda; “Söz taşımak şeytanın vesvesesinden daha tehlikelidir.” demişlerdir. Zira şeytan insana devamlı vesvese verir. Kişi bu vesveseden etkilenir ve günah işler ya da etkilenmez, sabreder ve günah işlemez. Böylelikle şeytanın vesvesesi bazen başarılı bazen başarısız olur. Fakat hakkımızda söylenmiş olan sözler böyle değildir. Onların çoğu bizi etkiler. Hatta öyleleri var ki kişi bazen bu sözlerin tesirinden bir ömür kurtulamaz, neden olduğu yıkımı uzun zaman düzeltemez.
 
Şu da bir hakikat ki, insani ilişkilerimizdeki birçok problemin kökenine inersek, çoğunlukla karşımıza koğuculuktan bir iz çıkar. Dargın olduğumuz, incindiğimiz, soğukluk duyduğumuz kimselerle aramıza giren genellikle, ondan bize, bizden ona aktarılan iki çift söz olmuştur. Ailemizle, akrabalarımızla, komşularımızla yaşadığımız sorunların altında da aynı neden yatmaktadır.
 
Başta da ifade ettiğimiz gibi Müslümanlar da zaman zaman bu kötü huy içine düşebiliyor. Oysa söz taşıyanlar, kalbi zikirle uyanmış müminler nezdinde arabozucu, sevimsiz ve güvensiz kimselerdir. Dolayısıyla bu kötü huyu taşıyan kişi hem dünyada itibarını kaybeder, hem kabirde azabı hak eder, hem de ahirette Mevla huzurunda mahcub ve mahrum olur. Bu ise hiçbir müminin istemeyeceği, göze alamayacağı bir durumdur. Cenab-ı Hak, cümlemizi dilin afetlerinden muhafaza eylesin.
 


Bu Yazılarda Dikkatinizi Çekebilir