Buradasınız :  Makaleler/ Tasavvuf Bugünün İnsanına Ne Kazandırır?
Kategori:
Makaleler
512 kez Okunmuş

Tasavvuf Bugünün İnsanına Ne Kazandırır?

 

Geçmiş devirlerde birey ve toplumun inşasında büyük görevler üstlenen Kur’an ve Sünnet çizgisindeki tasavvuf, bu asrın insanına ne vaat eder?

Başka bir deyişle tasavvuf ve tarikatlar modern asrın insanına ne kazandırır, onları nelerden korur? 

 

Tasavvuf Bir Eğitim ve İrşat Kurumudur

 

Tasavvuf her devirde olduğu gibi bu devirde de en güçlü eğitim ve irşat kurumlarından biridir. Cami, dergâh ve evlerde düzenlenen sohbet halkalarında, buralara devam eden dervişlere, muhiplere ve halktan insanlara tasavvufun gönülleri yumuşatan, sıcak, samimi ve muhabbetli mesajlar veren sohbetler edilir. İnsanlara akaid ve fıkıh bilgisi başta olmak üzere tasavvuf, tefsir, hadis, siyer gibi ilimler öğretilir. Cami ve dergâhlarda düzenlenen kurslarla sene boyunca buralara devam eden genç, ihtiyar herkese Kur’an-ı Kerim dersleri verilir. Bir mürşide intisap eden bütün dervişlerin akaid, fıkıh ve Kur’an öğrenmesi ayrıca kitap, dergi okuma alışkanlığını kazanması istenir. Böylece sıfıra yakın bir malumatla tarikata intisap eden kimse birkaç yıl içinde farz olan ilimleri yeterli ölçüde öğrenmiş olur. Bu dersler hanımlara mahsus dergâhlarda da yapılır. Son yarım yüzyılda yaygın eğitim araçlarının içine medya da girmiştir. Başkalarının halkı ifsat etmek için kullandığı radyo, televizyon, internet gibi araçları tarikat erbabı irşat ve dini eğitim için kullanmaya başlamıştır. Böylece dünyanın her köşesine rahatlıkla ulaşma imkânı sağlanmıştır. Tasavvuf erbabının neşrettiği kitap, dergi, takvim, kültürel alanda icra ettiği dinî musiki, folklor, tiyatro, film gibi faaliyetler de Müslümanların zihin dünyasının şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

 

Günümüzdeki dehşetli tahribat karşısında bir nesli muhafaza için bunlar da yeterli olmamıştır. O yüzden tarikat erbabı Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinde örgün eğitimle de hizmet vermeye başlamıştır. Dinî eğitimde medreseler, Kur’an Kursları, bazı ülkelerde İmam-Hatip Okulları ve İslâmî İlimler Fakülteleri açarak buralarda eğitim verme yoluna gitmişlerdir. Yabancı ülkelerde ikamet eden dindaşlarımız ve soydaşlarımızın yanı sıra o bölgelerin ahalisi de bu eğitimlerden istifade etmektedir. Tasavvuf erbabı sadece dini eğitimle yetinmemiş, yetişen nesli zararlı akımlardan, kötü alışkanlıklardan koruma ve eğitme adına seküler alanda da eğitim kurumları açmıştır. Anaokulları, ilk ve ortaöğretim kurumları, gençlik merkezleri, yurtlar, öğrenci evleri, öğrenci kulüpleri vs. müesseseler açarak buralarda dindar ve ahlâklı gençler yetiştirmek için çaba sarf etmektedirler.

 

Yapılan bütün bu eğitim ve irşat faaliyetleri sonucunda; maddi alanda büyük bir doyuma ulaşmış fakat bir o kadar da ruh ve manadan, insanî değerlerden kopmuş günümüz insanı için tasavvuf, can çekişen bir topluma hayat suyu mesabesinde olmuştur. Maruz kaldığı maddi-manevi musibetlerle örselenen, yaşama sevincini kaybeden, ailenin ve toplumun dışına itilmiş insanın ruhu, tasavvufun ana kucağı gibi şefkatli kollarında onarılmış ve o insan yeniden topluma kazandırılmıştır.

 

İrşat vazifesinde yani insanların kalbinin Allah Teâlâ’ya çevrilmesinde önemli iki etken vardır. Birincisi, mürşidi kâmilin sessiz sedasız insanı mıknatıs gibi çeken manevi gücüdür. İkincisi de mürşide intisap eden kişilerin halindeki müspet değişimdir. Günümüzde insanların onca menfi propagandaya rağmen tasavvufa koşmalarının önemli sebebi bunlardır.

 

Geçmişte milyonlarca insanın İslâm’ı seçmesine vesile olan tasavvuf, günümüzde de aynı irşadını devam ettirmektedir. Amerika’dan Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar dünyanın dört bir tarafında gayrimüslimler tasavvuf sayesinde İslâm’ı seçmeye devam etmektedir. Almanya’da bir derneğin üyeleriyle tanışmıştık. Üyelerinin tamamı Almandı. Bunlar kendi aralarında sohbet ve ilmî faaliyetler yürütüyorlarmış. Birkaç yıl içinde 300 ailenin Müslüman olmasına vesile olmuşlar.

 

Tasavvuf Yardımlaşmadır

 

Yıllar var ki İslâm âleminde kan durmuyor. Oluk oluk Müslüman kanı akıyor. Küçücük sabiler top, tüfek, bomba sesleri altında ruh sağlığını yitiriyor. Yüz binlerce çocuk, yetim ve öksüz, on binlerce yaşlı, hasta, kimsesiz bir lokma ekmeğe muhtaç. Yerlerinden yurtlarından sürülmüş, hayata tutunmaya çalışan, yıllar var ki gülmeyi dahi unutmuş milyonlarca Müslümanın hali yürekleri parçalıyor. Bunların bir bölümü de ülkemizde misafir. Genel manzara böyleyken ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gidermek için çalışmayı teşvik eden tasavvufun bu duruma seyirci kalması düşünülemezdi.

 

Tarikatlar kendi bünyelerinde kurdukları yardım dernekleriyle yurt içinde ve yurt dışında fakirlerin, yetimlerin, hastaların, musibet zedelerin imdadına yetişmeye çalışıyor. Suriye’de bütün ümidini yitirmiş, “Allahım beni yanına al da cennette karnımı doyurayım” diyecek kadar çaresiz, ölümle burun buruna yaşayan sabilerin karnını doyurmakla kalmıyor, onlara şefkat ve merhamet de taşıyorlar. Uzak yakın demeden dünyanın hangi coğrafyasında zulüm gören, deprem, sel, yangın gibi musibetlere maruz kalan Müslüman varsa onlara yardım ulaştırıyorlar. Uluslararası bir yardım derneği olan Beşir Derneği, her gün Suriye’nin içinde on binlerce insana sıcak yemek ve ekmek dağıtıyor. Somali’den Arakan’a, Afrika’dan Türkiye’ye mazlum ve muhtaç insanlara yardım ediyor. Yurt içinde ve ihtiyaç duyulan ülkelerde kurban eti dağıtıyor, Afrika’nın çorak topraklarında çamurlu su içen fakir halka on binlerce su kuyusu açıyorlar. Hâsılı giyimden oyuncağa, küçük evlerden ev eşyasına kadar her alanda yardım taşıyorlar.

 

Tasavvuf Medeniyetimizin Temel Taşıdır

 

Osmanlı döneminde kültürümüzü mayalayan, medeniyetimizin temel taşlarını döşeyen bütün fikir ve sanat eserlerinin arkasındaki yegâne adres hiç şüphesiz tasavvuftu. Cumhuriyet döneminde tekkelerin resmen kapanmasıyla tasavvufun ruh çeşmesinden fışkıran güzel sanatlar bir müddet sekteye uğramışsa da son dönemlerde yeniden hayat bulmaya başlamış görünmektedir. Sufî çevrelerin mektep ve medreselerinde yetişen gençlerin hüsnühat, ebru, tezyinat, şiir ve dinî musiki alanlarında oldukça estetik, güzel eserler verdiklerine şahit oluyoruz. Bendir eşliğinde kasideleri seslendiren dini musiki gruplarının yanı sıra bu alana eskiden olmayan tiyatronun da girdiğini görüyoruz. Bu çevrelerce son zamanlarda inşa edilen medreselerde özgün fakat Selçuklu ve Osmanlı mimarisine de yabancı olmayan, tasavvufun mütevazı, estetik ruhunu simgeleyen yapılar dikkat çekmektedir.

 

Sonuç olarak tasavvuf, burada hepsini anlatmaya imkân bulamadığımız bütün yönleriyle geçmiş devirlere nispeten bugünün insanına daha fazla şey anlatıyor. Kanaatimiz o ki, ruh ve mana köklerinden kopan günümüz insanının geçmişte hiç olmadığı kadar tasavvufa ihtiyacı var.

 

Dr. Mustafa Bahadıroğlu/ Mostar Dergisi Eylül 2019


Bu Yazılarda Dikkatinizi Çekebilir