Buradasınız :  Makaleler/ Zikrin Fazileti
Kategori:
Makaleler
69 kez Okunmuş

Zikrin Fazileti

Zikir hem kalp hem dil ile yapılır. Nitekim imam Nevevî (k.s), el-Ezkâr adlı eserinde bu konuyu şöyle ifade etmiştir:

 

"Zikir hem kalp hem dil ile olur. Zikrin en faziletlisi, her ikisiyle birlikte yapılanıdır. Kalp ve dilden biriyle yapıldığı takdirde, kalp ile yapılan zikir, yalnız dil ile yapılan zikirden daha faziletlidir."[1]

 

Gerek kalple gerek dille yapılan zikrin hem Kitap'tan hem Sünnet'ten delilleri vardır. Nakşibendî tarikatının büyükleri kalple yapılan hafî, yani gizli zikri tercih etmişlerdir. Onların da Kitap ve Sünnet'e dayanan delilleri vardır. İmam olarak kabul edilen büyüklerin kitaptan delilleri şu âyetlerdir:

 

"Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabb'ini an! Gafillerden olma!" (A'râf 7/205).

 

"Rabb'inize yalvara yakara ve gizlice dua edin! Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez" (A’râf 7/55).

 

Sünnetten deliller ise şu hadislerdir

 

Sahih hadislerde rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

 

"Allah Teâlâ buyuruyor ki: Ben kulumun bana karşı olan zannı gibiyim. O beni zikrettiği vakit ben onunla beraberim. O beni içinden zikrederse, ben de onu zatımda zikrederim. O beni bir topluluk içinde zikrederse, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim."[2]

 

Hz. Âişe'nin (r.anha) rivayet ettiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

 

"(Halaza meleklerinin duymadığı) gizli zikir -açıkça yapılan- zikirden yetmiş kat daha faziletlidir. Kıyamet günü olduğunda Allah Teâlâ bütün halkı hesaplarını görmek için toplar. Amelleri yazan hafaza melekleri de tesbit edip yazdıkları şeyleri getirirler. İşte o zaman Allah Teâlâ onlara,

 

- Bakın hele, kulum için yazmadığınız bir şey kaldı mı, diye sorar. Melekler,

 

- Onun hakkında bildiğimiz ve öğrendiğimiz şeylerden hiçbirini bırakmadık, hepsini tesbit edip yazdık, diye cevap verirler. O zaman Allah Teâlâ o kula,

 

- Senin bizim yanımızda gizli/özel muhafaza edilmiş bir dosyan/defterin var. Onu melekler bilmezler. Onu ben yazdım, karşılığını da ben vereceğim. O senin yapmış olduğun gizli zikirdir, buyurur."[3]

 

Görüldüğü gibi dil ile yapılan zikir, meleklerin duyup yazdıkları zikir iken, kalp ile yapılan gizli zikir ise meleklerin duyamadığı ve yazamadığı zikirdir.

 

Burada hadisin başındaki zikir sözünün manası, hafaza meleklerinin dahi duymadıkları gizli zikirdir. Ondan sonra gelen "ale'z-zikir" sözü ise hafaza meleklerinin duyduğu cehri zikirdir.

 

Süyûtî'ye ait el-Câmiu's-Sagîr adlı kitapta şöyle bir hadis zikredilmiştir:

 

"Zikrin hayırlısı gizli olanı, rızkın hayırlısı da yetecek miktarda olanıdır."[4]

 

Kısacası gizli zikrin faziletine dair birçok hadis vardır. Kâdî İyâz da zikir hususunda şöyle demiştir: "Zikir iki şekilde yapılır:

 

1. Kalp ile yapılan zikir,

2. Dil ile yapılan zikir.

 

 

Ayrıca kalp ile yapılan zikir de iki kısma ayrılır.

 

1. Allah Teâlâ'nın azamet (yüce) ve celâlini (büyüklüğünü), yeryüzünde ve gökyüzünde, ceberut[5] ve melekût[6] (âlemlerinde Allah'ın büyüklüğüne delâlet eden) âyetlerini tefekkür etmektir ki bu, kalple yapılan zikrin en yükseği ve en faziletlisidir.

 

2. Bilinen kalp zikirdir."

 

Şeyh Takıyyüddin de (rah.) şöyle demiştir:

 

"Kalp ile yapılan zikir, kalpsiz yani tefekkürsüz okunan Kur'an tilâvetinden daha faziletlidir."[7] Aslında bu, İbnü'l-Cevzî'nin[8] de ifade ettiği sözün manasıdır. Nitekim o şöyle demiştir:

 

"İşlerin en doğrusu, kalbi zikir için temizlemek, onu saf bir hale getirmek ve Allah'la ünsiyeti/beraber olmayı gerektirecek şeylere yönelmektir. O halde bu yolu bırakmamak ve devam ettirmek lazımdır." Burada onun şu sözü de nakledilmiştir:

 

"Tefekkür, nâfile namazlardan ve nâfile oruçlardan daha faziletlidir."

 

Şiblî (k.s) meclislerinde genelde şu şiiri okurdu:

 

 

Seni zikrettim, fakat bu seni bir an bile unuttuğum için değil,

Zikrin en kolayı ve en aşağı derecesi dille olan zikirdir (kalple olan değil).

 

Senin yanımda olduğunu bana gösterdi vecdim,

Senin bütün mekânlarda mevcut olduğunu müşahede ettim.

Her yerde mevcut olan zatınla sözsüz olarak (kalbimle) konuştum,

Her şeyde bilinen varlığına gözsüz (gönlümle) baktım.

 

Kalp ve Zikir

 

Zikir, kalplerin hoş kokulu reyhanıdır. Allah ile ünsiyet (sevgi ve dostluk), ancak zikirle gerçekleşir. Nitekim Cenâb-ı Allah,

 

"İyi bilin ki kalpler, ancak Allah'ı anmakla huzur bulur" (Ra'd 13/28) buyurmaktadır. Evet, kalpler, ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur, huzur bulur. Kalplerdeki gaflet, ancak zikirle giderilebilir.

 

Kalbin bu yüce sıfatlara sahip olması ve onunla yapılan zikirlerin diğerlerinden kat kat üstün olması hasebiyle kalbin şanına özen göstermek, ağyardan uzaklaştırmak suretiyle kalbi ıslah etmek, çok zikretmekle parlatmak gerekir. Zira kalp, Allah'ın nazargâhı, imanın yeri, sırların madeni ve nurların kaynağıdır. Hz. Peygamber'in (s.a.v) beyan ettiği gibi, onun iyileşmesiyle bütün beden iyileşir. Nasıl öyle olmasın ki? Oysa itikadî ve amelî ibadetlerin ana temeli kalptir. Çünkü kul, iman edilmesi gereken şeyleri kalbiyle tasdik etmedikçe mümin olamaz. Niyet etmeden de hiçbir ibadeti geçerli olmaz. İbadetleri âdetlerden ayırt edebilmek için niyet şarttır. Bu ibadetler, ister bedenle yapılsın, oruç ve namaz gibi... ister mal ile yapılsın, zekât gibi... İster her ikisi ile yapılsın, hac gibi...

 

Görüldüğü gibi kalp, bütün ibadetleri içinde barındıran bir yerdir.

 

 

Kalp ve İman

 

İman, haşyet/Allah korkusu, tövbe, zikir, takva ve selâmet gibi makamların kalbe ait olduğu birçok âyet-i kerimede zikredilmiştir. Nitekim Allah Teâlâ mealen buyurmuştur ki,

 

"Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu kalplerinizde süslemiştir" (Hucurât 49/7).

 

"Vaat olunan cennet... Görmediği halde Rahman olan Allah'a karşı içi titreyerek korku duyan ve içten Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelen içindir" (Kaf 50/32-33).

 

"Allah, onların kalplerine imanı yazmıştır" (Mücâdile 58/22).

 

"Şüphesiz bunda, kalbi olan ya da bir şahit olarak kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır" (Kaf 50/37).

 

"Onlar, Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir” (Hucurât 49/3)

 

"O gün ne mal fayda verir ne de evlat Ancak Allah'a selim (temiz) bir kalp ile gelenler (o günde fayda bulur)" (Şuarâ 26/88-89).

 

 

Kalbi Korumak

 

Haris b. Esed'in (rah.) ifade ettiği üzere, kulun başına gelebilecek en büyük bela, kalbinin Allah'tan kopması ve O'ndan habersiz kalmasıdır. İşte o zaman kalpte gaflet meydana gelir. Bunlar hakkında Hak Teâlâ mealen şöyle buyurmaktadır:

 

"Kalbini bizi zikretmekten gafil bıraktığımız, hevâ ve hevesine uyan ve işi hep aşırılık olan kimselere itaat etme!" (Kehf 18/28).

 

Halbuki geçmişte yaşayan büyüklerimiz, kalbi oyalayan, onu meşgul eden ve onda bulunan yabancı şeyleri söküp atmak için çok ciddi çalışmalar yapmışlardır. Zira bunlardan temizlenen bir kalp, artık kendisini yaratan Rabb'inin muhabbetine yönelir.

 

Râbia el-Adeviyye (rah.) şöyle derdi: "İnsanlar kalplerini Allah sevgisi ile değil, dünya sevgisi ile meşgul ettiler. Şayet dünya sevgisinden kurtulabilselerdi, kalpleri melekût âleminde dolaşacak, sonra da faydalı ve zarif şeylerle döneceklerdi."

 

Hâlid b. Ma'dân da (rah.) şöyle demiştir: "Her insanın dünyaya bakan gözleri olduğu gibi, ahirete ve gayb âlemine bakan kalp gözleri de vardır. Yüce Allah dilediği kullarının kalp gözlerini açar ve onlara vaat ettiği şeyleri gösterir. İstemediği kimselerin kalplerini de kilitli ve mühürlü olarak bırakır." Sonra şu âyeti okudu:

 

"Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var?" (Muhammed 47/24).

 

Ahmed b. Hadraveyh (k.s) demiştir ki: "Kalpler, kaplar gibidir. Allah Teâlâ'nın sevgisiyle doldukları zaman, nurun fazlası diğer uzuvlara yansır. Bâtılla dolduğu zaman da, ondaki karanlık diğer organlara geçer."

 

Ebû Türâb en-Nahşebî de (k.s) şöyle demiştir: "Kalbe gelen kötü düşünceleri düzeltmek kadar faydalı bir ibadet yoktur."

 

Sehl b. Abdullah (k.s) şöyle derdi: "içinde Allah'ın sevmediği bir şey bulunan kalbe nurun girmesi haramdır."

 

Zünnûn-i Mısrî (k.s) demiştir ki: "Kişinin bir saat kalbini hoş tutması (onu kötü düşüncelerden muhafaza etmesi), insanların ve cinlerin ibadetlerinden daha faziletlidir. İçinde resim ve heykel bulunan bir eve melekler girmezken, içinde Allah'tan başka şeylerin sıfatları bulunan bir kalbe Hakk'ın şahitleri nasıl girebilir ki?"

 

Rivayet edildiğine göre Abdullah b. Ömer (r.anhüma)  devesini sattı.

 

Kendisine,

 

- Onu satmasaydın daha iyi olmaz mıydı, dediklerinde, İbn Ömer (r.a) şöyle dedi:

 

- Olurdu, fakat kalbimin bir kısmını meşgul etti. Ben, kalbimin Allah'tan başkasıyla meşgul olmasını istemem. Bunun için sattım."

 

 

 

 

___________________

[1] Nevevî, el-Ezkâr, s. 8.

[2] Buhârî, Tevhid, 15; Müslim, Zikir, 6 (nr. 21); Tirmizî, Daavât, 131 (nr. 3603); Ibn Mace, Edep, 58 (nr. 3822); Ahmed b. Hanbel, el-Mûsned, 2/251; Ibn Hibbân, es-Sahfh, nr. 811, 812; BeyhakT, ŞuabO'l-lmân, nr. 550.

[3] Ebû Ya'lâ, Müsned, nr. 4738; İbn Hacerel-Asklânî, el-Metâlibü'l-Âliye, nr. 3421; Heysemî, Mecmau 'z-Zevâid, 10/81.

[4] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/172; Süyûtî, el-Câmiu's-Sagîr, nr. 4009; Ebû Ya'lâ, Müsned, nr. 731; Beyhakî, Şuabü'l-lmân, nr. 552; Ibn Hibbân, es-Sahıh, nr. 809.

[5] Âlem-i ceberût: İlâhî isim ve sıfatlar âlemi.

[6] Âlem-i melekût: Melekler, ruhlar âlemi.

[7] Zira âzalarla yapılan fiiller, kalbin ameli olan niyet olmadan kabul olunmaz. Fakat kalple yapılan ameller, âzaların fiili olmadan da kabul olunur.

[8] İbnü'l-Cavzî: Künyesi Ebü'l-Ferec, ismi Abdurrahman, babasınınki Ali'dir. Nesebi Hz. Ebû Bekir'e ulaşır. Ibnü'l-Cevzî diye meşhur oldu.

 

Kaynak: Behcetü’s-Seniyye, Muhammed b. Abdullah el-Hânî,  S.162-169, Semerkand Yayınları


 

Bu Yazılarda Dikkatinizi Çekebilir