Buradasınız :  Makaleler/ Tarikat-Şerî’at Münasebeti
Kategori:
Makaleler
791 kez Okunmuş

Tarikat-Şerî’at Münasebeti

Tarikat nedir? Tarikat ile şerî’at arasında bir ayrılık var mıdır? Şerî’atsız tarikat düşünülebilir mi?

 

Ehl-, sünnet ve’l-cemaat akidesine göre, İslam fıkhının dört asıl kaynağına (Kitab, sünnet, icmâ-ı ümmet, kıyâs-ı fukahâ) sımsıkı sarıldıktan, farz, vacip ve sünnetleri eksiksiz ifâ ve icrâdan sonra, kötü ahlak ve alışkanlıklardan kaçınıp güzel ahlaklarla donanmaya, zikrullah, fikrullah, nafile ibadet ve tâat ile meşgul olmaktan ibaret olan tarikat ile tarikatın aslı durumunda bulunan şerî’at arasında bir ayrılık ve aykırılık yoktur. Şerî’atsız tarikat küfrün ve inkârın ta kendisidir.

 

Muhakkak tarikat, şerî’at-ı garra-i Ahmediyye’ye sımsıkı bağlanmak, sünnet-i seniyye-i Muhammediyye edebi ile edeplenmek, ehl-i sünnet ve’l-cemaat akidesine kuvvetlice sarılmak, kitap, sünnet, icmâ-i ümmet ve kıyâs-ı fukahâ dediğimiz İslam fıkhının dört ana esasısının dışına çıkmamak, çokça Allah’ı zikretmek, amellerin en faziletlisi “Nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir.” Ayetine uygun olarak daimî bir huzur ve murakabeye devam etmektir. Bu konuda ileri-geri konuşmak isteyenlerin yersiz konuşmalarına imkan yoktur. Tarikata karşı çıkan kimsenin elinde itiraz edebilmesi için sağlam bir delil yoktur. Bu hususta Fetâvâ-i Halîlî’de şöyle bir açıklama yer almaktadır.

“Muhakkak dervişler yolu olan tarikat, şu beş temel esas üzerine kurulmuştur. Tâat, zikir, başkalarını kendine tercih etmek, tevhid, kanaat, tevekkül, teslimiyet, düşünüp-taşınarak hareket ve davranışlarında şuurlu olmak, şükür ve Hakk’ın azamet ve yüce kudretini oldukça çok düşünmek, bütün bunları içerisinde toplayan bir ifade ile söyleyecek olursak, bir cümle ile: “İstikâmet ve dosdoğru olmak, kötü fiil ve niyyetleri gönlümüzden tahliye etmek ve en güzel ahlakî hasletlerle donanmaktır.” Bu sıfatlar ve özelliklere sahip olan kimse derviş (fakîr) aksi ise ancak zındık olur. Zira, itaati olmayanın ibadeti, ibadeti olmayanın da dervişliği (fakrı) yoktur. Böyle biri değil mürid, olsa olsa zındık olabilir. Zira, itaati olmayanın ibadeti, ibadeti olmayanın da dervişliği (fakrı) yoktur. Böyle biri değil mürid, olsa olsa zındık olabilir. Dervişliğin (fakr sahibi olmanın) başı Kur’an-ı Kerim, ruhu ise hadistir. Yani Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeye istikamet ölçüsü içerisinde kesin bir bağlılıktır.

 

Fakr ve dervişliğin esası, güzel ahlak ve muhabbet; anahtarı, doğruluk ve istikamet; meyvesi, marifet; hazinesi, meskenet; özü ise nefsi bilmektir. Kulun Hakk’a karşı kulluk görevlerini bilmesi, icabını eksiksiz icra etmesidir. Sana, senin her şeyinden daha yakın olan ve seni içten vuran nefsini tanımazsan, senden daha uzaklarda olan yol kesicilerini nasıl tanıyabilirsin?

  

Kaynak: Ömer Ziyâuddîn Gümüşhanevî, Tasavvuf ve Tarikatlarla İlgili Fetvalar, S. 83.


Bu Yazılarda Dikkatinizi Çekebilir