Buradasınız :  Yazarlar/ Tasavvufa Hangi Pencereden Bakıyoruz?
Kategori:
Yazarlar
5171 kez Okunmuş

Doç. Dr. Dilaver SELVİ
info@tasavvufnedir.com


Tasavvufa Hangi Pencereden Bakıyoruz?

Asırlardır gündemden düşmeyen kavramlardan biri de tasavvuftur. Onu bazıları acımasızca tenkit ederek, bazılarıysa manevi dünyalarına rehber kılarak hep gündemde tuttular.

  

Tasavvufun derûnuna vâkıf olmadan, modern dünyanın ön kabullerine dayanarak tenkit edenler, bu oluşumu insanın dünya ile ilişkilerini koparan bir miskinlik ve tembellik merkezi olarak tarif ederken, derûnuna vâkıf olanlar, yani yaşayarak içselleştirenler, insanı Kur’an ve Sünnet dairesinde terbiye eden ve ilahi edeple süsleyen bir okul olarak tarif ettiler.
 
Bir tarafta işin zahirine bakıp tenkit edenler, öte tarafta zahirin bir adım ötesine geçmek suretiyle o manevi atmosferi iliklerine kadar soluyanlar; yani işin içinde olanlar…
 
Demek ki her şey nereden bakıldığına bağlı…
 
Çünkü zaviye farklı olunca görülen şey de farklılaşabiliyor…
 
Öyleyse yanlış zaviyeden bakarak doğru tespitte bulunulamayacağı ortadadır!..
 
Hemen akla şöyle bir soru gelebilir: doğruyu görecek zaviyeye sahip olmayan birinin bunu aşması için ne yapması gerekir?...
 
Cevap gayet basit; işin ehline yönelmesi, onların zaviyesinden meseleye bakması elbette!…
 
İşte tasavvuf hakkında peşin hükme dayalı olarak yapılan yorumlarda göz ardı edilen temel mesele budur; işin ehline müracaat etmemek, meseleye onların perspektifinden bakma tenezzülünde bulunmamak…
 
Oysa bir Müslümanın özellikle dini konularda ehil kimselere danışması şarttır. Ancak bu kimselerin âlim, ârif ve zikir ehli olmalarına dikkat edilmelidir. Rabbimiz “Sabah-akşam Rabbinizin rızasını isteyerek ona yalvaran kimselerden ayrılma ve onlardan gözünü ayırma. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız kimseye de tâbi olma”[1]buyurarak bu hakikate işaret etmiştir. Ayrıca “Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun”[2] ayeti diğer ilahi emirler gibi tasavvufu öğrenme konusunda da izlenecek yolu açık bir şekilde önümüze koymaktadır.
 
Şu halde bir kez daha anlaşılıyor ki tasavvufu anlamanın yolu, zikir ehli olan rabbani âlimlere başvurmaktan, onların penceresinden bakabilmekten geçiyor.
 
O halde can alıcı soru şu: özellikle İslami yaşantısı ve takvasıyla temayüz etmemiş nâ-ehil kişiler, hele de Müslümanların gücünü zayıflatmak için İslam üzerine araştırma yapan gayri müslimler, nâm-ı diğer “oryantalistler” tasavvufu öğrenme noktasında referans olabilirler mi? Bu kimselerin zaviyesinden İslam’a ve tasavvufa nazar etmek, bakış açımızı bulandırmaz mı?..

 

____________________________________________


[1] Kehf, 28
[2] Nahl, 16/43

 



Tüm Yazarlar
2
4
2
5
2
1
4
4
1

10 Kişi Beğendi

Yazarın Son Yazıları

27.8.2013 17:18:25
17.2.2014 11:28:33
25.6.2014 11:41:13
20.1.2015 11:14:09